KAHROLSUN SÖMÜRGECİLİK, YAYILMACILIK, SALDIRGANLIK

Düşman Irakta Değil Burada

ABD’nin Irak’a saldırısı, bütün dünyada olduğu gibi, Müslüman nüfusun ağır bastığı ülkelerde de tepkilere neden oluyor. Bunlar arasında ABD’nin askeri harekatı açısından en fazla önem taşıyanlardan biri, Türkiye. Bu yüzden ABD, savaş hazırlıklarını sürdürdüğü bütün bir dönem boyunca, Türkiye’nin de desteğini almak, savaşa ortak etmek doğrultusunda çaba gösterdi.

Müslüman Türk halkının Müslüman Irak’a karşı savaşa ortak olmaya en az tepki göstermesini sağlamanın en uygun aracı, Müslümanlık temelinde oy toplayan AKP iktidarıydı. Ama AKP’nin kendisinin de beklemediği ölçekteki seçim başarısı, listelerin alt sıralarından, dolayısıyla fazlasıyla seçmene yakın adayların meclise girmesi, belli bir karmaşaya yol açtı. Seçimlerden sonra geçen kısa sürede AKP içinde henüz otoriter merkezi bir disiplinin yerleştirilememiş olması, işbirlikçi Erdoğan yönetiminin parti grubunu denetlemesini zorlaştırdı. Seçmenleriyle ilişki içinde yüz kadar AKP milletvekilinin karşı tutum alması sonucunda, ABD askerlerinin Türkiye’den Irak’a girmesine olanak veren tezkere, az farkla meclisten geçmedi.

ABD’nin çıkartılmasını istediği tezkerenin engellenmesi, elbette savaş karşıtı hareketin büyük bir başarısı. Bu başarı, emperyalist savaşa karşı mücadelede hem Türkiye, hem de dünya ölçeğinde önemli bir kazanım. Bu tür savaş karşıtı kazanımlar, emperyalist saldırıyı zorlaştırır, ona engel çıkartırken muhalefete de moral veriyor, güç katıyor.

ABD’nin talep ettiği kararı almayarak Türkiye, emperyalist saldırıyı geciktirmiş, zorlaştırmış oldu. Böylece işbirlikçi AKP hükümetine karşın savaş karşıtı muhalefeti güçlendiren bir konum ortaya çıktı. Ama bu tutum ABD’nin kara birliklerinin Türkiye’den Irak’a saldırmak için konuşlandırılması konusuyla sınırlı. Buna karşılık, hem ABD askerleri tarafından üslerin yenilenmesi, hem hava sahasının ABD’nin savaş uçaklarına açılması ve hem de TC ordusunun sınır ötesine gönderilmesi kararları alındı. Dolayısıyla aslında Türkiye’nin emperyalist savaş karşısında aldığı tutum tutarlılıktan uzak.

Zaten bağımsız bir Kürt devletinin oluşumunu engellemek, başından beri, Türkiye’nin savaşa katılmasına gerekçe olarak ileri sürülüyor. Bir yandan ABD saldırısına karşı çıkılırken bu saldırının belirli sonuçlarından kaçınmak adına savaşta yer almak, sınır ötesi askeri müdahale gerçekleştirmek savunuluyor. Kürt düşmanlığı biçiminde somutlanan ulusal çıkarlar savunusu savaş kışkırtıcılığının aracı oluyor. ABD müdahalesine karşı olan savaş karşıtlığı, sıra TC müdahalesine gelince sona eriyor. ABD saldırısı karşısında gündeme gelen ‘barış, insanlık, Müslüman kardeşliği’, TC saldırısı söz konusu olunca unutuluyor.

Oysa, saldırganlık, yayılmacılık, ister Amerikan ulusal çıkarları, ister Türk ulusal çıkarları adına ileri sürülsün, birbirinden farksız. Hangi ulusal çıkarlar adına gündeme getirilirse getirilsin, başka uluslar üzerinde hakimiyet kurmak için savaş, aynı derecede haksız, aynı derecede insanlık düşmanı, aynı derecede halkların düşmanı. Böyle bir savaşın getirdiği, ulusların egemen sınıflarının çıkarları adına halkların, işçilerin, emekçilerin birbirlerine kırdırılmaları, katledilmeleri, köleleştirilmeleri, yoksullaştırılmaları. Bu nedenle de başka bir ulusu hakimiyeti altına alan ulus kendisi özgür olamaz. Ezen ulusun işçileri, emekçileri, yani o ulusun çoğunluğu da ulusal çıkarlar adına ulusun egemen sınıfının, küçük bir azınlığın baskısı, sömürüsü altındadır.

Kürtlerin özgürlüğünün engellenmesi de Türkiye’nin işçilerinin, emekçilerinin çıkarına değildir. Kürt ulusunun ezilmesi, sömürgeci boyunduruk altında tutulması, aynı zamanda işçiler, emekçiler üzerindeki baskının, sömürünün sürdürülmesine hizmet eder. Kürt ulusunun kurtuluşu, burjuvazinin egemenliğini zayıflatır, işçilerin, emekçilerin kurtuluşunu kolaylaştırır, yakınlaştırır.

İşçiler, emekçiler, Kürdistan’ın sömürge konumunun sürdürülmesinden değil, bundan kurtulmasından, özgürlüğünden yana olmalıdır. O zaman eğer savaş Kürdistan’ın kurtuluşunu getirecekse, savaşa karşı çıkmak değil, savaşı desteklemek gerekir. Ama bu da mümkün değildir. Emperyalizmin elinden ulusal kurtuluş sağlanamaz. Ne ABD ne başka bir emperyalist güç Kürt halkına özgürlük getiremez. Emperyalizmin halklara getirdiği özgürlük değil, bağımlılıktır, köleliktir. Ulusal kurtuluş ancak halkların kendi mücadeleleriyle kazanılabilir. İşçi sınıflarının, emekçilerin bu mücadeleleri desteklemeleri, bu mücadelelerde güçlü bir biçimde yer almaları, öne geçmeleri, bu mücadeleleri emperyalizme, kapitalizme karşı genel mücadelelerle birleştirmeleri, ulusal kurtuluş mücadelelerinin kalıcı başarılar kazanmasını sağlayabilir.

Savaş hem cephede hem cephe gerisinde, hem dışarıda hem içeride, saldırganlıktır, katliamdır, terördür, sefalettir. TC’nin sınır ötesi müdahalesi, sömürgeciliği korumak, Kürtlerin bağımlılığını, köleliğini sürdürmek içindir. Bu savaş, ulusal çıkarlar adı altında egemen sınıfın çıkarına, işçilerin, emekçilerin katledilmeleri, daha da yoksulluğa sürüklenmeleri, baskı ve şiddetin yoğunlaşması demektir. Bu savaşta, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin çıkarı yoktur. İşçilerin, emekçilerin çıkarı, bu savaştan çıkarı olanlardan, emperyalizmden, işbirlikçilerinden, egemenlerden, sömürgecilerden kurtulmaktadır. Bu yüzden işçi sınıfının, tüm emekçilerin çıkarı, savaşta değil, savaşa karşı mücadelenin yükseltilmesinde, sınıf mücadelesinin geliştirilmesindedir. Bütün sömürülenler, ezilenlerle birlikte, onların en önünde işçi sınıfının çıkarı, savaşın, sömürgeciliğin, her türlü sömürünün ve baskının kaynağı olan kapitalizmin, egemen sınıf burjuvazinin devrilmesindedir. Bu nedenle işçi sınıfının çıkarı, ulusal çıkarlar adına ileri sürülen savaşa karşı çıkmakta, ulusal savaşı sınıf savaşına çevirmektedir. İşçilerin düşmanı başka uluslar, başka ulusların işçileri, emekçileri değil, işçileri, emekçileri birbirlerine kırdıran burjuvazidir. Onun için işçilerin düşmanı dışarıda değil, içeridedir, kendi egemen sınıfıdır.